Osteoropoz
Beslenme yaşamın her döneminde sağlık için büyük önem taşımakta ve kaliteli bir yaşamın sürekliliği için herkesin yeterli ve dengeli beslenmeye önem vermesi gerekmektedir.
İnsan vücudunun yapısını oluşturan kemiklerinde gelişmesi ve korunabilmesi için beslenmenin iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. İskelet gelişiminin ilk basamağı anne karnı olduğundan dolayı annenin de beslenmesine dikkat etmesi ve kalsiyumdan zengin beslenmesi gerekmektedir.
Kemik yapımı bebeklik ve çocukluk döneminde hızlı iken yaşın ilerlemesine bağlı olarak 25’li yaşlardan sonra yavaşlamaya ve kemik yıkımı artmaya başlamaktadır. Kadınlarda kemik yıkımının en fazla olduğu dönem menopoz dönemidir.
Osteoporoz kemiklerin kütle kaybetmesine yol açan ve en yaygın görülen kemik metabolizması hastalığıdır.
Osteoporoz olma olasılığını arttıran beslenme ile ilgili durumlara baktığımızda başta yetersiz kalsiyum tüketimi ve D vitamini alımının yetersizliği gelmektedir. Bunlara ek olarak ise yüksek sodyum alımını, düşük florid alınmasını, çinko yetersizliğini, B vitamini, C vitamini ve K vitaminin yetersiz alımını, aşırı alkol ve kahve tüketimi de yine osteoporoza neden olmaktadır.
50 yaşın üzerinde her 8 kişiden 1' inde osteoporoza bağlı omurga kırığı gelişmekte olup bu oran yaş ile birlikte artmaktadır. Kalça kırığı 70 yaşın üzerindeki her 3 kadından ve her 9 erkekten 1' inde görülen önemli bir sağlık problemidir. Osteoporozdan etkilenen insanların % 80'i kadınlardır. Erkek osteoporozu da özellikle son yıllarda klinik tıpta önemli bir sorun olarak görülmektedir.
Kırk yaş civarında kemik kütlesi yavaş yavaş azalmaya başlar. Bu kayıp menopozdan sonra kadınlarda östrojen hormonunun seviyesinin düşmesine bağlı olarak hızlanmaktadır. Menopozdan sonraki ilk 5 yıl kemik kütlesinin en hızlı kaybedildiği zaman dilimidir. Bu dönemde kadınlar her yıl kemik kütlerinin %3'ünü kaybedebilirler.
Yaşamımızın her döneminde sağlıklı ve güçlü kemiklere sahip olabilmek için kemik kütlemizi en yüksek seviyede tutabilmek için özellikle yeterli kalsiyum alımına önem vermemiz gerekir.
Kalsiyum sadece kemik sağlığı için değil, diğer vücut fonksiyonları içinde gerekli bir mineraldir. Vücudumuz kanda belirli bir miktar kalsiyum bulundurmak zorundadır. Kaslarımızın kasılması, kalp ritmi ve kan akımının sağlanması için kalsiyuma ihtiyaç vardır.
Kalsiyum kaynağı olan yiyecekler: Süt ve süt ürünleri en önemli kalsiyum kaynaklarıdır. Süt, yoğurt ve peynir en fazla kalsiyum içeren gıdalardır. Bir bardak süt günlük ihtiyacımızın 1/4'ünü sağlar. Yağ ve kaloriden kaçınmak için düşük yağ içeren süt ve süt ürünleri kullanılabilir. Kalsiyumdan zengin diğer gıdalar; yeşil sebzeler, kabuklu deniz hayvanları, sardalya balığı, soya fasulyesi, fındık, badem, pekmez, kalsiyum ile zenginleştirilmiş meyve suları, ekmekler v.s olarak sayılabilir.
D vitamini kalsiyumun barsaktan emilimine ve kemikler tarafından depolanmasına yardımcı olan bir hormondur. Güneş ışığının etkisi ile ciltte, karaciğerde ve böbrekte sentezlenerek aktif D vitamini haline dönüşür. Haftanın en az 3 günü 10- 15 dakika güneşlenmek D vitaminini alma bakımından yarar sağlayacaktır. Ama kış aylarında güneşlenme mümkün olamayacağı için süt, yoğurt ve süt türevlerini, balık ve balık yağını, yumurtayı tüketebilirsiniz.
Osteoporozdan korunmak için alınması gerekli bir diğer önlemde proteinli gıdaların tüketimini yeterli düzeyde tutmaktır. Eğer yeterli kalsiyum almıyorsanız ama buna karşılık protein alımınızda fazla ise kemikleriniz zayıflamaya başlar. Bunu önleyebilmek için beslenmenizde bitkisel proteinlere yani kuru baklagillere, sebzelere, tahıllara yer verebilir ve kalsiyum alımınızı yeterli olacak seviyeye çıkartabilirsiniz.
Şeker tüketiminin de fazla olması kalsiyum, magnezyum, çinko gibi minerallerin vücutta kullanılmasını engelleyebilmektedir. Bu nedenle beslenmenizde fazla şeker almamaya çalışmanız kemik sağlığınızın sürekliliği için iyi olacaktır.
Sodyumun yani tuzun da tüketimi osteoporoz açısından risklidir. Çünkü sodyum içeriği yüksek gıdalar ile idrarda kalsiyum atımını hızlandırır ve osteoporozun oluşmasına zemin hazırlar. Ayrıca tuz tüketiminizi azaltarak kan basıncınızı da düşürebilirsiniz.
Kafeinli içeceklerin beslenmenizde fazla yer kaplaması kanda kafein düzeyinin yükselmesine neden olarak kalsiyum atımını arttırıcı etki gösterir. Ayrıca yapılan çalışmalar ile kafein alımının magnezyum mineralinin atımını da arttırdığı yönünde veriler elde edilmiştir.
Daha sağlıklı bir yaşam sürdürebilmek, sağlıklı ve sağlam kemiklere sahip olabilmek ve osteoporoz hastalığını önleyebilmek için yeterli ve dengeli beslenmeyi yaşamınızın her yerine koymalı ve yaşam biçimi haline getirmelisiniz.
Çok daha sağlıklı kemikler için beslenme önerileri…
- Aldığınız kalsiyum miktarını arttırın (2 porsiyon süt, yoğurt veya türevleri)
- Sigara ve alkol kullanımından kaçının (erkekler 2, kadınlar 1 kadeh tüketebilir)
- Aşırı miktarda kahve tüketmeyin (en fazla 2 fincan)
- Hayvansal proteinden zengin gıdaları aşırı tüketmeyin
- Bitkisel proteinleri ( bezelye, fasulye, mercimek gibi baklagilleri) tercih edin
- Her gün mutlaka bol taze sebze ve meyve yiyin (3- 4 porsiyon meyve, bol çiğ sebze)
- Doymuş yağ oranı yüksek olan kırmızı et yerine beyaz et ve D vitamini açısından daha zengin olan balığı en az haftada 2 kez tüketin
- Yemeklerinizdeki tuz miktarını azaltın
- Sebzelerinizi pişirirken vitamin ve mineral içeriklerini koruyabilmek için buharda pişirme yöntemini tercih etmeye çalışın
- Şeker tüketiminiz azaltmaya veya şeker kullanmamaya çalışın
- Bol su için (1,5- 2 L)
20/11/2008 | Kategori: Kadinlara Ozel | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Meme Kanseri
Meme kanseri birçok ülkede, kadınların en korkulu sağlık sorunu olma özelliğini taşımaktadır. Günümüzde yaklaşık her sekiz kadından birine meme kanseri teşhisi koyulmaktadır.
Kanser hücreleri aslında hepimizin vücudunda var. Ancak çevresel faktörlerinde etkisiyle onu değişime uğrattığımız zaman bu etkiye maruz kalmış hücrelerin kanser hücresine dönüşme riski ortaya çıkıyor.
Normal ve sağlıklı bir meme hücresinin değişime uğraması ve diğer vücut hücrelerine yayılması ile meme kanseri oluşur. Hem kadınlar hem erkekler meme kanseri olabilirler. Ancak kadınların en sık karşılaştığı kanser türüdür meme kanseri.
Meme kanserinin oluşum nedenleri
- Kalıtım
- Hormonlar
- Beslenme olarak sıralanabilir.
30 yaşını geçen her kadın her banyodan sonra kendi kendine yapacağı düzenli fiziksel muayene ile meme kanseri gelişimini takip edebilirler. Bu muayene de meme dokusunda bir farklılık olup olmadığı incelenmelidir. 40 yaşından sonra ise fiziksel muayeneye ek olarak her yıl düzenli olarak mamografi çektirmeli (meme filmi) ve düzenli olarak doktor kontrolünden geçmelidirler.
Kendi kendinize yaptığınız fiziksel muayenede
- Memede ağrı
- Memede veya memeye yakın olan kol altında şişlik
- Memenin büyüklüğünde veya şeklinde değişiklik
- Meme başında yumuşaklık ve akıntı
- Meme derisinde portakal kabuğu görünümü
- Memede veya meme başında içeri doğru çekinti olması
- Memede iki haftadan uzun süre ele gelen sertlik veya kitle
gibi durumlarla karşılaşıyorsanız hemen doktorunuzla görüşmelisiniz.
Diğer birçok kanser türünde olduğu gibi meme kanseri ile beslenme arasında önemli bir ilişki vardır. Kanser hastalığı üzerine araştırma yapan uzmanlar bazı besinlerin içerdikleri maddelerin kanser riskini arttırdığını belirtmekteler.
Bu besinler;
- Yağlı tüm hayvansal besinler
- Yağlı şarküteri ürünleri
- Tereyağı
- Kızarmış besinler
- Tütsülenmiş besinler
- Tuzlanmış veya salamura yapılmış besinler
- Doğrudan ateşte pişirilmiş etlerdir.
Yukarıda sıraladıklarımız gibi bazı besinler vücutta dokularla olumsuz etkileşime girerek kanser riskini arttırabilirler. Bu nedenle tüketimleri mutlaka sınırlandırılmalı ve bazı önlemler alınarak tüketimi sağlanmalıdır.
Örneğin, kızarmış bir yiyecek veya şarküteri grubu besinlerden tüketecekseniz mutlaka yanında C vitamini kaynağı olan sebze veya meyvelerden bol miktarda tüketin.
Yıllardır yapılan araştırmalar ile bazı besinlerin kanser riskini azaltıcı etki yaratabildiği bulunmuştur. Bu araştırmalara göre kanser riskini azaltıcı besinlerin başında meyve, sebze, kuru baklagiller, tam tahıl ürünleri gelir.
Yumurta, az yağlı süt veya yoğurt, az yağlı peynir, lor ve çökelekte kanser riskini azaltıcı etki gösteren hayvansal besinlerdir.
Fiziksel Aktivite ve Kanser
Yapılan bir çok çalışmada orta düzeyde egzersiz yapan kadınların meme kanseri olma riskinin azaldığını vurgulamıştır. fiziksel olarak aktif bir yaşam kansere karşı koruyucudur ve egzersiz sırasında salgılanan endorfin hormonu sayesinde psikolojik olarak da mutlu olmayı sağlar.
- Vücut ağırlığınızı ideal seviyede tutmayı hedefleyin.
- Sebze ve meyve tüketiminizi yüksek seviyede tutun, günde 5 kez meyve ve sebze tüketmeyi hedefleyin
- Yağ alımınızı sınırlamayı deneyin. Günlük aldığınız enerjinin % 20- 25 kadarının yağdan gelmesini sağlayın.(sağlıklı yetişkin bireyler bu değer % 30’ a kadar çıkabilmektedir.) Yediğiniz besinleri yağ içeriklerine göre ayarladığınızda tükettiğiniz yağ miktarını da azaltmış olursunuz.
- Omega 3 yağ asitlerinden zengin besinleri beslenme planınıza ekleyin.
- Trans yağ asitlerinden mutlaka uzak durun.
- Kırmızı et tüketiminizi haftada 1- 2 kez olacak şekilde sınırlandırın.
- Tütsülenmiş, yanmış besinleri tüketmekten kaçının.
- Mümkün olduğunca meme kanserine neden olabilecek risklerden kaçının
- Iyi beslenmeyi sağlayın
- Kendinizi mümkün olduğunca stresten uzak tutun ve sağlığınızı koruyun.
Yaşamın bize verilen bir armağan olduğunu bilin ve lütfen nefes aldığınız her dakika ona gereken özeni gösterin.
20/11/2008 | Kategori: Kadinlara Ozel | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Menapoz Dönemi
Menopoz, kadında Adet kanamalarının sonlandığı, hayatın doğal bir aşaması olarak kabul edilir. Menopoz döneminde kadınlarda; kemik erimesi (osteoporoz), damar sertliği (ateroskleroz) gelişme eğilimi, ateş basması, terleme, çarpıntı, uykusuzluk, sinirlilik, depresyon) unutkanlık, halsizlik, bazen cinsel istekte azalma ve idrar kaçırma görülebilir. Menopoz aniden gelişmez. Genellikle bazı değişikliklerin ardından gelir. Menopoza girme yaşı ortalama 45-55 yaş civarındadır. 40 yaştan önce menopoza girmek,"erken menopoz" olarak tanımlanır. 40 yaşından sonra kadınlarda, önce yumurtlamanın azalmasına bağlı olarak düzensiz adet kanamaları, aralıklı ateş basma ve terlemeler, psikolojik değişiklikler ortaya çıkmaya başlar. Daha sonra yakınmalar giderek artar ve adet tamamen kesilir.
Bel çevresinde yağlanma başlar
Menopoz döneminde günlük beslenme düzeni ve alınan kalori miktarı değişmese de pek çok kadının ortak şikayeti, bel ve karın bölgesinde yağlanmadır. Bu sebeple, menopoz yaşları yaklaşırken tedbirli olmakta fayda var. Menopoza girmeden önce beslenme şekli ve günlük aktivite düzeyinde planlama yapılması ile mutlu bir menopoz dönemi sağlanabilir. Çünkü menopozun birçok sıkıntısı ile birlikte, görselliğe önem veren kadınlar fazla kilolar yüzünden gerçekten kötü ve mutsuz günler yaşayabilmekteler.
Menopozda kalp ve damar hastalıkları
Menopozda östrojen hormonunun azalması sonucu, bu hormonun koruyucu etkisi ortadan kalktığından, kalp-damar sistemi hastalıklarında yüzde 60’a varan artışlar görülmektedir. Menopozda, kalp-damar hastalıklarından korunmak için diyet ve egzersiz çok önemlidir.
Menopozda osteoporoz (kemik erimesi)
Menopozda östrojen hormonundaki değişme ile kemik kaybı hızlanır. Osteoporoz, kemik dokusunun temel minerali olan kalsiyumun yaşlanma ve menopozdaki östrojen eksikliği sonucu kalıcı olarak kaybedilmesidir.
Hormonla tedavi
Başlıca bozukluk veya eksiklik, östrojen hormonunun azalması olduğundan, temel tedavi de östrojen hormonu vermektir. Tedavi menapoz şikayetlerini hafifletebilir ancak bu kararı hekiminizle detaylı olarak görüşmeniz önemlidir.Tedavi sadece menopoza karşı değil, oluşturduğu hastalıklara karşı kullanılan ilaç ve yöntemleri de içerebilir.
Yaşamın bu döneminde, fiziksel aktivite önceliklidir. Egzersiz yapmak, vücut ağırlığını korumada, kalp ve kemik sağlığında faydalıdır. Her gün 30 dakikalık yürüme, basit ağırlık kaldırma egzersizleri ve kas güçlendiren hareketler, ilaçlar kadar önemlidir. Yaz aylarında güneş ışığından faydalanmak için düzenli güneşlenme de yararlıdır.
Diyet
Menopozda,yeterli ve dengeli beslenme önemlidir. Sağlıklı beslenme, yaşam kalitesini artırır ve sağlıklı olmak menopozdaki rahatsızlıkları en aza indirir.
- Menopozun iyi yönü, vücudun demir ihtiyacının azalmasıdır. Böylece demir yetersizliği riski de azalır.
- Bazı kadınlar daha önce hiç kilo sorunu yaşamasalar bile, bu dönemde ağırlık kazanabilirler. Nedeni, hormon düzeylerinin değişmesine bağlı olarak azalan metabolik hız, yani vücudun harcadığı enerji hızıdır. Korunmak için fiziksel aktivitenin artırılması, besin seçimi değişiklikleri, yaşam şekli değişiklikleri gerekir.
- Menopoz döneminde kalsiyum ihtiyacı artar. Kemik kaybı ise, yaşlanmanın bir parçasıdır. Bu nedenle, kalsiyumdan zengin diyet esastır. Süt, yoğurt, peynir gibi gıdaları içeren bir diyetle, kemik kaybı önlenmeye çalışılır.
- Toplam yağ, doymuş yağ ve kolesterol içeriği düşük bir diyet uygulayın.
- Tahıl ürünlerini, sebze ve meyveleri bolca tüketin.
- Ağırlığınızı koruyun.
- Sodyuma duyarlı kan basıncınız için tuzu azaltın.
- Günlük yaşamınızda stresi kontrol edin.
- Sigara içiyorsanız, bırakın.
20/11/2008 | Kategori: Kadinlara Ozel | Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Polikistik over sendromu
Polikistik over sendromu (POS), üreme çağındaki kadınların % 5- 10’unu etkileyen bir endokrin hastalığıdır. Adet kanaması rahatsızlıklarıyla ilişkisi nedeniyle 1935’te ilk olarak fark edilmiştir. Polikistik over sendromu yumurtalıktaki yüksek miktarda androjenlerle (testosteron gibi erkeklik hormonları) kendini gösterir ve insülin direnciyle bağlantılıdır. Genellikle küçük kistler (polikistler) yumurtalıkların etrafını sarar.
Polikistik over sendromu
Polikistik over sendromu (POS), üreme çağındaki kadınların % 5- 10’unu etkileyen bir endokrin hastalığıdır. Adet kanaması rahatsızlıklarıyla ilişkisi nedeniyle 1935’te ilk olarak fark edilmiştir. Polikistik over sendromu yumurtalıktaki yüksek miktarda androjenlerle (testosteron gibi erkeklik hormonları) kendini gösterir ve insülin direnciyle bağlantılıdır. Genellikle küçük kistler (polikistler) yumurtalıkların etrafını sarar.
Polikistik Over Sendromu olan ve insülin direnci olan kadınların çoğunda karın bölgesinde kilo alımı, kilo vermekte zorlanma, aşırı derecede karbonhidrat tüketimi ve hipoglisemik dönemler (kan şekeri düşmesi) yaşanabilir. Bunların hepsi bir kısır döngüdür. Kilo verememenizin sebebi POS olabilir
Erken Teşhisin Önemi ve Tedavi
Polikistik Over Sendromu hayatın ilerleyen zamanlarında kronik hastalıkların (diyabet, kalp rahatsızlıkları, hipertansiyon, endometrial kanser gibi) gelişimiyle bağlantılı olduğundan, tanınması ve ergenlikte tedavisi bu hastalıkları engellemek açısından önemlidir, ihmal edilmemelisir
Polikistik Over Sendromu olan ergenlikteki kızlarda vücut imajıyla mücadeleye bağlı olarak depresyon yaratabilir Bundan da önemlisi, kilo vermek için verilen çabalar kötü beslenme alışkanlıklarına veya yeme bozukluklarına yol açabilir.
Araştırma sonuçlarına göre hafif bir kilo kaybı bile (vücut ağırlığında % 5- 7 kayıp) belirtileri önemli derecede düzeltebilir ve adet kanamalarının düzene girmesini sağlayabilir.
BESLENME ve POLİKİSTİK OVER SENDROMU
Polikistik Over Sendromu olan ergenlerin nasıl beslenmesi gerektiğine dair yapılan çalışmalar oldukça kısıtlıdır. Bazı çalışmalar düşük karbonhidratlı bir diyet önerirken, bazıları insülin seviyesini kontrol etmek için düşük glisemik indeksli bir diyet öneriyor. Ancak diyetisyenlerin yaptığı çalışmalar bu hastalığa sahip olmayan kadınlara göre Polikistik Over Sendromu olan kadınların daha sıklıkla karbonhidrat arzuladıklarını bildiriyor. Bu nedenle bazı ergenler karbonhidrat tüketiminin ciddi şekilde kısıtlanmasını zorlayıcı bulabilirler ve bu da aşırı yemek yemeye ve uzun vadede kilo alımına katkıda bulunabilir.
Araştırmaların büyük çoğunluğu Polikistik Over Sendromu olan ergenler için en faydalı
DİYETİ aşağıdaki şekilde düzenlemiştir.
- Düşük doymuş yağlı besinler tüketilmeli.
- Yüksek lifli besin alımına dikkat edilmeli.
- Bu tipteki beslenme alışkanlıklarına ek olarak 2- 3 saat ara ile besin tüketimi gerçekleştirilmelidir. Bu şekilde kan şekeri seviyesi dengede tutulmalı ve ani yemek yeme atakları önlenmelidir.
- İnsülin seviyesini düzenlemeye yardımcı olduğu ve kilo kontrolünü desteklediği için fiziksel aktivite yapılmaya çalışılmalıdır.
- Polikistik Over Sendromlularda ekip çalışmasının (doktor, diyetisyen, psikolog) önemi hatırlanmalı ve kişiler bu şekilde takip edilmelidir.
- Daha çok düşük Glisemik İndeks (GI) içeren besinlerden oluşturulmalıdır.
20/11/2008 | Kategori: Kadinlara Ozel | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Menstürasyon öncesi sendromu
İştahınız çok açık, çok sinirli, hiçbir şeye tahammül edemeyecek durumda iseniz her şey üzerinize geliyor ve çok gerginseniz siz de adet dönemi öncesi sendromu yaşayanlardan olabilirsiniz.
Menstrüel döngünün ikinci yarısında (adet görmeye yaklaşırken) östrojen progesterona oranla en düşük halindedir ve bu zaman dilimi ruh halindeki oynamaların ve aşermelerin, yeme krizlerinin en yoğun yaşandığı dönemdir. Mücadele etmek ve sorunsuzca bu dönemi atlatmak için kesin bir tedavi şekli çok fazla söylenemiyor ancak kişisel özellikler ve bireyin kendi durumunu takip etmesi önemli. Çünkü her belirti her kadında farklı etki ve her tedavi de farklı tepki verebiliyor. Östrojen için “doğal” antidepresan diyebiliriz çünkü Östrojen “mutluluk hormonu” olarak bilinen seratonin üretimini etkiliyor. Düşük östrojen düşük seratonin diye düşünülebilir. Düşük seratonin ise genellikle karbonhidrat ve şeker açısından zengin yiyecekler için aşermek demektir (örneğin çikolata) ama sakın buna kanmayın.
Progesteron da iyi hissetme halini etkileyen bir başka hormondur. Stresli olduğunuz zaman vücudunuzda bu hormon azalıyor. Östrojen ve progesteron arasındaki denge çok önemli, çünkü seratonin ruh halini iyileştirirken progesteronun gevşetici bir etkisi vardır. Kısacası bu iki hormonun ruh hali üzerinde zıt ancak birbirini tamamlayıcı etkisi vardır
Bu dönemdeki sıkıntıları hafifletmek için beslenmenizde ve yaşam şeklinizde bazı değişiklikler yapmak kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olabilir
- Her gün içinde 400 mg folik asit, bulunan bir multivitamin alın, içinde yeterli kalsiyum ve D vitamini olmasına da dikkat edin.
- Düzenli egzersiz yapın egzersiz sırasında salınan endorfin hormonunun mutluluk vereceğini unutmayın
- Kuru kayısı, kuru üzüm, kuru erik içerdikleri doğal şeker ve lifler sayesinde insülün hormonunu çok fazla uyarmaz ve kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlar
- Balık yağındaki omega -3 yağ asidinin en depresif durumlarda bile insana yardımcı olduğuna dair gittikçe çoğalan kanıtlar var. Daha güçlü ve beyin sağlığı için daha fazla Omega 3 tüketin, ceviz de bunun için çok iyi bir kaynaktır.
- Magnezyum desteği de iyi gelebilir bunun için günlük 400 mg destek alabilir veya doğal yollarla almak için yeşil yapraklı sebzeler, tam tahıllar, fıstık, et, nişasta, süt, fındık, badem tüketiminizi arttırabilirsiniz
- Sigara içmeyin, bol oksijen almak için açık havada yürüyüşler yapmaya çalışın egzersiz ile doğal olarak endorfin hormonu salınır ve kendinizi daha mutlu ve iyi hissedersiniz
- Bol su içmeyi unutmayın, aşırı şiş olduğunuzda tuzu azaltın . Eğer su içmekte zorlanıyorsanız 1 .5 litre su ile 1 demet maydanoz, yarım limon, 1 çay kaşığı toz zencefil ve 1 dal kabuk tarçını kaynatın, süzdükten sonra 1 tatlı kaşığı bal ekleyip gün boyu için her gün yeniden tekrarlayabilirsiniz sıcak veya soğuk içmek sizin tercihiniz.
- Şekersiz bitki çayları ile 1 avuç kuru üzüm de iyi kendinizi iyi hissetmenizi sağlar çayın içine tarçın ekleyebilirsiniz.
- Kansızlık tablosu olanların - kuru üzüm, kuru kayısı ve kırmızı et tüketimini C vitamini ile birlikte arttırmaları önemlidir
- Sebze, meyve ve tam tahıllara ağırlık verin
- Şeker ve şekerli yiyecekler, kafein ve alkolden uzak durun
- Uyku düzeninize dikkat edin mutlaka 8 saat uyumaya çalışın
- Stresi azaltmakla ilgili kendinize göre çözüm önerileri geliştirin arkadaşlarınızla sıkıntıları paylaşın
- Daha küçük porsiyonlar ama daha sık yeme prensibine dikkat edin, bulantı ve mide hassasiyetine iyi gelecektir.
20/11/2008 | Kategori: Kadinlara Ozel | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Emzirme Dönemi
Emzirme döneminde beslenmeniz bebeğinizin gelecekteki sağlığı ve anne sütü verimliliği için çok önemli. Hamileliğinizdeki beslenme alışkanlığınıza emzirirken de devam edin. Değişik besin gruplarından beslenmeye ve öğün aralarında sağlıklı atıştırmalar yapmaya özen göstermelisiniz. Bebeğini emziren anne ne iki kişilik yemeli, ne de hızla kilo vermeye çalışıp diyet yapmalıdır. Emzirme sırasında normal kalori ihtiyacınıza ek olarak 300-500 kalori daha fazla beslenmeniz yeterlidir. Bu ihtiyacı karşılamak üzere ek olarak, 1 su bardağı süt, bir yumurta veya 1 köfte kadar et, 1 ince dilim ekmek ve bir adet meyve eklemeniz yeterlidir.
Emzirme sırasında normal olarak kilo vereceksiniz. İlk 4 ayda her ay yaklaşık 500 gram ile 1 kg arası kilo vereceksiniz, Ancak tartı kaybı açısından emziren anneler arasında büyük farklar görülür. Ayda 2 kilodan daha fazla tartı kaybetmek asla doğru değildir.
Emzirme sırasında fazla sıvı ihtiyacınız olacaktır. Her emzirme seansında bir bardak, yani 200-250 ml.su için. Sütün sık aralıklarla sağılmasının süt üretimini daha olumlu etkilediği bilinmektedir. Emzirme döneminde kendinizi susamış hissettiğiniz zamanlar daha fazla olacaktır. Günde 2.5-3 litreye yakın sıvı almaya dikkat edin. İhtiyaç hissettikçe, yeterince su, bitki çayları, meyve suyu, ayran, komposto gibi sıvılar tüketin. Kompostoyu şekerli yapmanıza gerek yok. Meyvenin kendi şekeri yeterli olacaktır.
Hamilelikte aldığınız multivitamin tabletine bir süre devam edin. Ancak bundan alacağınız vitamine güvenerek günlük taze sebze ve meyve tüketiminizi kısmamalısınız. Süt verme süresi ve hacmine göre, hekim veya beslenme uzmanı ile görüşüp, daha sonra aldığınız vitaminleri kesebilirsiniz.
Sigara içmemelisiniz. Araştırma sonuçlarında, nikotinin sütü azalttığı gösterilmiştir. Tamamen bırakamıyorsanız, içtiğiniz miktarı en aza indirgeyin ve zaman olarak bebeği emzirdikten hemen sonrayı seçin. Bebeğin sigara dumanına veya annenin üstüne sinmiş kokuya maruz kalması bir yana, anne sütündeki kalıntılar da huzursuzluk, kusma ve ishale, bebeğin yeterli kilo alamamasına yol açabilir. Bu nedenle, hamilelik dönemini fırsat bilerek sigarayı bırakmanız ve emzirme döneminde de içmemeniz hem sizin hem de bebeğinizin yararınadır.
İlaç almanız gereken bir durum olursa, mutlaka doktorunuza danışın. Tıpkı gebelik döneminde olduğu gibi, emzirme döneminde de ilaç alımı konusunda dikkatli olmanız büyük önem taşır. Besinler gibi, ilaçlar da anne sütü aracılığıyla bebeğe ulaşabildiğinden, bu konunun üzerinde titizlikle durulması gerekir.
Emziren annenin kaçınması gereken gıdalar nelerdir?
Eğer, bebeğiniz sizin aldığınız bazı gıdalara hassasiyet gösteriyor, emzirme sonrasında huzursuz oluyorsa, bir süre o gıdadan uzak kalmayı deneyebilirsiniz. Bebeğinizin rahatladığını fark ederseniz, emzirme süreci boyunca o gıdayı beslenmenizden çıkarmanızda yarar vardır. Ailede belli bazı gıda alerjileri varsa, bu gıdaları tüketirken de dikkatli olmanızda yarar vardır. Kesin kanıtlanmış olmasa da, lahana, karnabahar, kuru baklagiller, soğan, sarmısak gibi keskin kokulu gıdalar sıkça suçlanmakta, bebekte gaz sancısını artırdığı ileri sürülmektedir. Böyle bir durum gözlemlerseniz, bir süre bu gıdalardan uzak kalmayı deneyebilirsiniz.
Emzirme döneminde aklınızda bulunsun!
- Vücudunuz 1 ml süt salınımı için yaklaşık 7 kalori harcar.
- Protein yeterli miktarda alınmalıdır. Özellikle balık haftada en az 2 kez tüketilmelidir.
- B12 vitamini süt verimliliği için önemlidir. En iyi kaynağı ise, yağsız kırmızı et ve yumurtadır.
- Kalsiyumun yeterli alınması, annenin kemik sağlığı için önemlidir. Kadınlardaki osteoporoz riski unutulmamalıdır.
- Folik asit gebelik döneminde olduğu kadar, emzirme döneminde de önemlidir. Yeşil yapraklı sebzeleri bol yemek gerekir.
- B vitamini tüketimi de yeterli olmalıdır. Bunun için tam buğday, bulgur ve kuru baklagiller tercih edilebilir.
- Magnezyum ve çinko her kadın için yaşamın her döneminde önemlidir. En iyi kaynaklarından biri ise fındık‘tır
- D vitamini anne sütünde yeterli değildir. Bebeğe yapılan takviyeye rağmen, güneşli havalarda her gün 15-20 dakika açık havaya çıkarmak, bu vitaminin sentezi için faydalı olur.
- Kompostolar şekersiz hazırlanabilir. Bunun için meyvelerin doğal şekeri yeterlidir.
- Demir eksikliğiniz varsa, meyve sularına pekmez veya kuru üzüm ekleyebilirsiniz. Basit şeker tüketmeniz gerekli değildir.
- Tatlı yemek isterseniz, gaz yapmayacak şekilde sütlü tatlıları tercih edebilirsiniz.
- Süt protein, karbonhidrat ve kalsiyum açısından ideal dengeye sahiptir ve emzirme döneminde süt tüketmeye özen göstermeniz gerekir. Gaz yaparsa, laktozsuz sütleri tercih edilebilirsiniz. Probiyotik ve prebiyotikler de kullanılabilir.
- Bilimselliği kanıtlanmasa da soğan, ısırgan otu çayı ve malt, süt salınımına genelde pozitif etki yapmaktadır.
Kilo verirken nelere dikkat edilmeli?
Anne sütü doğadaki en değerli besindir. İlk 6 ay süresince bebeği her ağladığında emzirmek ve ona anne sütünden başka besin vermemek, etkin süt verme şeklidir. Anne sütünün verimi bebek için çok önemlidir. Sadece anne sütü ile beslenen çocukların bağışıklık sistemi daha güçlü olur ve bu sayede birçok hastalığa karşı korunurlar. Anne sırf bu sebep için bile olsa, kilo vermek uğruna sütünü tehlikeye atmamalıdır. Emzirme döneminde, her gün yaklaşık 6 -7 çay bardağı, yani 600- 700 ml süt salgılanır. Bunun için harcanan kalori ise, her gün için 500 -700 kalori civarındadır. Bu kalori kaybı, 1 saat orta seviyede egzersize eşdeğerdir. Bu sebeple emzirirken dengeli beslenen ve yeterli sıvı alan anne, eğer doğumu normal kabul edilen sınırlardaki kilo kazanımı ile bitirdiyse, 6 ay sonunda doğumda aldığı ve süt üretmek üzere depoladığı fazla kilolardan kurtulur. Benin önerim, annenin bir beslenme ve diyet uzmanı ile görüşmesi, randevuya gitmeden önce ise bir hafta boyunca yediklerini ve süt verdiği zamanları kaydetmesidir. Çünkü süt verimi ve beslenme ilişkisi çok önemlidir.
Emzirme döneminde ayda kaç kilo vermek sağlıklı kabul edilebilir?
İlk 4 ayda aylık yarım-bir kg zayıflama normaldir. Anne çok şişmansa, ayda 2 kg kayıp da gözlenebilir. Ancak ayda 2 kg’ın üzerinde zayıflamak emziren anne için sakıncalıdır. Hekim izni olduktan sonra hafif yürüyüşler yapmak ve düzenli egzersizler kilo vermeyi çabuklaştıracaktır.
20/11/2008 | Kategori: Kadinlara Ozel | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Gebelik
Tebrikler! Artık bebeğinizin sağlıklı gelişimi için kendinize daha çok dikkat etmelisiniz. Gebelik döneminde 9- 12 kg ağırlık kazanımı normaldir, ancak gebeliğe fazla kilo ile başladıysanız 7- 8 kg ile gebeliği tamamlamak da mümkün olabilir. Eğer ikiz bebek bekliyorsanız ortalama 17- 22 kg ağırlık kazanımı normaldir Yeterli ve dengeli beslenerek, planlı hareket ederek, fiziksel aktivitenizi uygun düzeyde tutarak hem bebeğin gelişimine katkıda bulunur, hem de vücudunuzda oluşacak değişimlere kendinizi hazırlamış olursunuz.
İlk 3 ay (I. Trimester)
Gebeliğe fazla kilo ile başladıysanız, ilk 3 ay aldığınız kaloriyi çok fazla artırmaya gerek yoktur. İlk 3 ay kilo almamak sorun yaratmaz. Ancak ağırlık kaybına neden olabilecek davranışlarda bulunmak veya ağırlık kazanımını katı bir şekilde sınırlandırmak da gebelik dönemi için uygun bir davranış değildir. Uygun ağırlık kazanımı bebeğin doğum ağırlığını etkileyecektir. Eğer vücut ağırlığındaki artışı uygun olmayan şekilde sınırlandırırsanız, bebeğinizin düşük doğum ağırlığı ile doğmasına sebep olabilirsiniz. Bebeğin 2,8 kg’dan düşük ağırlıkta doğması, daha fazla ağırlıkta doğan bebeklere göre, hastalıklar açısından zayıf olmasına yol açmaktadır.
İkinci üç ay (II. Trimester)
İkinci 3 ayda artan ihtiyacı karşılayabilmek için hamile kadınların günlük 300 kalorilik ek enerji alması gerekir. Özellikle gebeliğin 20. haftasından sonra vücudun gereksinimleri artar. Bebeğin hızlı büyümeye başladığı ve iştahın arttığı bir dönemdir. Endişe etmeyin, vücudunuz yağ depolamaya başlamıştır. Annede oluşmaya başlayan yağ birikimleri özellikle emzirme döneminde artan enerji ihtiyacını karşılamak ve anne sütü salınımı için gerekli enerjiyi depolama açısından önemlidir ve metabolizmayı oluşan değişikliklere karşı korur.
Üçüncü üç ay (III. Trimester)
Kilonuz artmaya devam eder. Bu dönem, bebeğin en hızlı büyüdüğü dönemdir. Ayaklarda ve ellerde şişme, sık idrara gitme problemleri normaldir. Kabızlık şikayeti artabilir. Gebelikte bebeğin büyüme ve gelişmesinin, annenin aldığı besinlerin bebeğe plasenta ile taşınması sonucu olduğu unutulmamalıdır. Çünkü bebek tüm enerji ve besin öğesi gereksinimlerini annenin depolarından karşılar. İyi beslenme, gebeliğin her dönemi için önemlidir.
Mide ekşimeleri
Gebelik sürecinde kadınların en çok şikayetçi olduğu durum “mide ekşimeleri”dir. Bunun nedeni, bebeğin sindirim organlarına baskıda bulunması olabilir. Mide ekşimesi ile ilgili rahatsızlıkları hafifletmek için
- Yemeklerinizi azar azar ve sık sık tüketebilirsiniz (5- 6 öğün gibi).
- Rahat elbiseler giyebilirsiniz.
- Kafeinli içeceklerden uzak durabilirsiniz.
- Yemek sonrası yürüyüş yaparak, mide öz suyunu bastırabilirsiniz.
- Uyurken başınızı yüksek olacak şekilde yerleştirebilirsiniz.Soslu, yağlı ve baharatlı besin tüketiminizi sınırlandırabilirsiniz.
Hem bebeğiniz hem de sizin için yeterli ve dengeli BESLENİN!
Et, süt, meyve,sebze, tahıl ve ekmek besin gruplarından yeterli ve dengeli tüketmeniz, hamilelik döneminde artan besin öğesi gereksiniminizi karşılamanın en kolay ve zahmetsiz yoludur. Bebeğinizin gelişimini sağlayabilmek için günlük almanız gereken enerji miktarına 300 kalorilik bir enerji ilavesi yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. Böylelikle gereksinimlerinizi karşılamış ve sağlıklı olan düzeyde, vücut ağırlığındaki artışı sağlamış olursunuz.
Protein
Proteinler vücudun yapıtaşı oldukları gibi, bebeğin büyüme ve gelişmesinin sağlanması için de gereklidirler. Gebe kadınlar için günlük alınması önerilen protein miktarı 60 – 70 gramdır. Eğer siz günde 3-4 porsiyon protein içeren süt, yoğurt, peynir ve de 120-150 gram kırmızı et, tavuk veya balık tüketiyorsanız, bu ihtiyacınızı karşılıyorsunuz demektir. Bebeğinizin beyin gelişimi için haftada iki kez mutlaka balık tüketin.
Enerji
Enerjinizi yeterli düzeyde sağlayabildiğiniz takdirde, protein görevini gerçekleştirebilir. Eğer yeterli enerji alımını sağlamıyorsanız, vücudunuz proteinleri hücre yapımı için değil enerji elde etmek için kullanır. Fazla enerji gereksinmenizle birlikte, günlük almanız gereken toplam enerji miktarı yaklaşık 2500 kaloridir.
Enerjinin en büyük kaynağı, çabuk ve verimli bir şekilde enerjiye dönüşebildikleri için karbonhidratlardır. Ekmek, makarna, pirinç, bulgur ve meyveler karbonhidrattan zengin kaynaklardır. Kalori sağlayan ancak besin değeri düşük besinler tüketmekten kaçının.
Demir
Demir; yumurta, et ve türevleri, koyu yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller ve kuru meyvelerde bulunur. Gebelikteki demir ihtiyacını yeterli miktarda sağlamak zordur. Çünkü etkin bir şekilde emilimi sağlanamamaktadır. Bu nedenle demirden zengin bir diyete ek olarak, hekiminizin verdiği demir takviyesini kullanmanız gerekir. Bu takviyelerin en iyi şekilde emilimini sağlamak içinse, yemeklerle birlikte değil, aç karnına veya meyve suyu ile alınması önerilmektedir. Demir için kuru üzüm ,kuru erik ,kuru kayısı yenebilir veya portakal suyu içine pekmez de karıştırılabilir, pekmez ile kivi de iyi bir demir takviyesidir.
Kalsiyum
Gebelik süresince kemik yapısını oluşturan kalsiyumun yeterli miktarda alınması, bebeğin iskelet yapısını geliştirdiği gibi, annenin de kemik kütlesini korumasına yardımcı olur. Eğer gebelik sürecinde yeterli kalsiyum alabilirseniz, ileride oluşabilecek osteoporoza karşı da kendinizi korumuş olursunuz. Süt, yoğurt, peynir, pekmez, fındık, kuru baklagiller ve yeşil yapraklı sebzeler zengin kalsiyum kaynaklarıdır. Gebelik ve emzirme sürecinde günlük kalsiyum ihtiyacı 1300 mg’dır
Çinko
Bebeğinizin hücre büyümesinde, beyin gelişiminde ve vücut proteinlerinin yapımında çinkonun önemli bir rolü vardır. Kırmızı et, deniz ürünleri, süt, yoğurt ve türevleri, yumurta ve yağlı tohumların tüketilmesi, çinko alımı için gerekli besinlerdir. Fazla miktarda alınan demir çinkonun emilimini engelleyebildiğinden, uzmanınızın önerdiği dozda demir takviyesi kullanmanız gerekir.
Folik asit
Folik asitin kaynakları; koyu yeşil yapraklı sebzeler, karnabahar, et, süt, yoğurt ve türevleri, yumurta ve tahıllar olarak sıralanabilir. Folik asitin yetersiz alımı ile düşük doğum ağırlıklı bebekler, nöral tüp defektleri ve annede magaloblastik anemi oluşabilir. Folik asitin diyetle yetersiz alımından çok, yanlış pişirme yöntemleri ile kaybı olmaktadır. Bu nedenle folik asit kaynağı olan besinlerin tüketiminde pişirme yöntemlerine dikkat edilmelidir. Gebelikte folik asit ihtiyacı belirgin şekilde artar ve günlük ihtiyaç iki katına çıkar. Anne adaylarının gebe kalmadan en az bir ay önce folik asit kullanımına başlaması önerilmektedir.
B12 Vitamini
Gebelik sırasında DNA sentezinin yapılabilmesi için B 12 vitaminine ihtiyaç vardır. Bu vitamin süt, yoğurt, yumurta, peynir ve et gibi hayvansal kaynaklı besinlerde bulunur. Besinlere uygulanan hatalı hazırlama ve pişirme yöntemleri, B12 vitamininin vücutta kullanılmasını engellemektedir.
A Vitamini
A vitamini, hem bebeğinizin hem de sizin hücre sağlığınıza çok önemli katkılarda bulunur. Balık, süt, yoğurt, yumurta sarısı, havuç, koyu yeşil yapraklı sebzeler, domates gibi sebzelerde yüksek miktarda A vitamini bulunur. Bu vitaminin özelliği, yağda eriyebilen bir vitamin olmasıdır.
D Vitamini
Anne adayının dengeli beslenmesinin yanında, güneş ışığından da yararlanması büyük önem taşır. Kemiklerdeki kalsiyumun etkinliği için D vitamini gerekmektedir.
C Vitamini
C vitamini, bitkisel kaynaklı besinlerde bulunan demirin vücut tarafından emilimine yardımcı olur. Gebelikte demir ihtiyacınız yaklaşık iki katına çıktığı için C vitamini alımı sağlanmalıdır. C vitamini aynı zamanda vücudu enfeksiyonlara karşı da korur. Turunçgiller, domates, brokoli, kivi, kuşburnu ve patates C vitamininin zengin kaynaklarıdır.
Su
Suyun çok önemli bir besin olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Vücudun taşıma sisteminin bir parçasıdır ve besin öğelerini vücut hücrelerine taşır. Bazı atık ürünlerin ise vücuttan atılmasına yardımcı olur. Sizin ve bebeğinizin artan kan hacmi için günlük 8- 10 bardak su içmeye özen gösterin.
Sabah bulantıları
Anne adaylarının yüzde 50-90’ı, özellikle gebeliğin ilk aylarında sabah bulantısı sorunuyla karşı karşıya kalır. Bu bulantılar gün içinde de rahatsız edici boyutlarda kendini gösterebilir. Gebelik süresince yaşanabilen bu bulantılar psikolojik değildir. Hormonal değişikliklerin bu bulantılara sebep olduğu bilinmektedir.
Gebeyseniz, mide bulantılarından kurtulmanın veya bu bulantıları azaltmanın birkaç yolu vardır. Bu önlemleri deneyebilirsiniz:
- Sabah yataktan kalkmadan önce, kraker veya sade kızarmış ekmek gibi nişastalı besinleri tüketin.
- Yataktan yavaşça kalkmaya çalışın,
- Midenizin boş kalmasını engellemek için gün içinde azar azar ve sık sık yiyin.
- Yağ içeriği yüksek besinler yerine makarna, patates, kraker, pirinç, meyve ve sebze gibi kolay sindirilebilir karbonhidratları tercih edin.
- Yemeklerinizi yavaş yiyin.
- İçinde fazla baharat olan besinlerden, yemek kokularından veya mide bulantısına neden olabilecek diğer kokulardan kendinizi uzak tutun.
- Günde 2 kereden fazla kusma durumunuz varsa, mutlaka hekiminizle görüşün.
Egzersiz yaparken aklınızda bulunsun…
- Hekiminizle birlikte, sizi doğuma hazırladığı gibi zinde kalmanızı da sağlayacak ve yaşam biçiminize uygun bir aktivite programı seçmelisiniz.
- Eğer daha önceden egzersiz yapan birisi değilseniz, aktivite programına yavaş yavaş başlamalısınız.
- Düzenli olarak egzersiz yapmaya gayret etmelisiniz.
- Herhangi bir problem ile karşılaşırsanız, egzersizi hemen kesip, hekiminizle irtibata geçmelisiniz.
Aşerme
Gebelikte en çok karşılaşılan durum, bazı yiyeceklere karşı daha fazla bir ilgi ve istek duyulmasıdır. Genel olarak bu duruma “aşerme” denir. Bazen aşerme aşırı olabilir veya anne adayı, besin niteliği taşımayan maddeleri tüketmek isteyebilir. Bu tabloya yetersiz beslenen anne adaylarında sıklıkla rastlanır. Gebelik döneminizde eğer besin niteliği taşımayan bir besine karşı aşırı isteğiniz geliştiyse, besleyici değeri daha yüksek gıdaları tercih etmeye çalışarak besin öğesi yetersizliklerinden kendinizi ve bebeğinizi koruyabilirsiniz.
Gebelik süresince bunlara dikkat
- Alkol tüketmemeye özen gösterin.
- Tatlandırıcı içeren ürünleri tüketmeyin.
- Çiğ et, balık tüketmeyin.
- Salata, sebze ve meyvelerin iyi yıkanmış olmasına dikkat edin. Temizliğinden emin olmak için yeşillikleri sirkeli suda bekletebilirsiniz.
- Konserve besinler tercih etmeyin.
- Taze sıkılmış meyve suları ve taze pişmiş sebze yemeye dikkat edin. Beklemiş, bayatlamış ürünler yemeyin.
- Haftada 1 kez kuru baklagiller, 2 kez balık, 3 kez kırmızı et, 1 kez de hindi ve tavuk tüketerek, beslenmenizde protein dengesi kurun.
20/11/2008 | Kategori: Kadinlara Ozel | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
