Migren ve Beslenme
Migren, çoğunlukla ataklar halinde gelişip şiddetli baş ağrısına neden olan nörolojik bir hastalıktır. Ataklar 4 saatten 72 saate kadar değişen uzunluklarda olabilir. Migreni tetikleyen başlıca faktörler; diyet faktörleri, stres, hormonal değişiklikler, uyku düzeni, iklimsel değişiklikler ve kişisel bazı alışkanlıklardır.
Migreninizi hangi faktörlerin tetiklediğini bilmeniz önemlidir. Bunun için atak geldiği sırada neler yiyip içtiğinizi düşünebilirsiniz. Bunun için bir migren günlüğü tutmak uygun olabilir.
Migren ataklarını tetikleyebilecek besinler
- Peynir
- Alkollü içecekler (bira, şarap,viski)
- Sakatatlar (karaciğer, beyin,böbrek,işkembe)
- Sucuk, salam, sosis, pastırma gibi şarküteri ürünleri (sodyum nitrat içerirler)
- Hazır et ve tavuk suyu tabletleri (monosodyum glutamat içerir)
- Deniz ürünleri (kalamar, karides, midye)
- Konserve besinler
- Turunçgiller (portakal, mandalina, greyfurt,limon)
- Yağlı ve baharatlı yiyecekler
- Kafeinli içecekler (çay, kahve, asitli içecekler)
- Çikolata
- Bakla
- Maya
Öneriler: Her sabah 10- 15 dakika rahatlama egzersizleri yapın. Fırsatınız olursa yürüyün ya da yüzün. Gece geç vakte kadar uyanık kalmamaya özen gösterin. Akşam yemeğini en geç saat 20.00'de, yavaş yavaş yiyin. Mümkün olduğu kadar dışarıda yemek yemekten kaçının.
20/11/2008 | Kategori: Hastaliklara Gore Beslenme | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Metabolik Sendrom ve Beslenme
Metabolik Sendrom Nedir???
Metabolik Sendroma çağımızın sorunu olarak da bakabiliriz. Metabolik Sendrom günümüzde teknoloji ile birlikte artış gösteriyor. Modern yaşam beraberinde hareketsizliği de getirmekte bu da metabolik sendrom riskinde artış ile karşımıza çıkmaktadır. Metabolik sendrom sadece dünyada değil ülkemizde de çok sık karşılaştığımız bir sağlık problemi. Sedanter (hareketsiz) yaşam süren, beslenmesi dengesiz ve düzensiz olan, yoğun stres altında bulunan kişiler Metabolik Sendromun en çok karşılaşıldığı kişileri oluşturuyor.
Metabolik sendrom kronik kalp hastalıkları ve diyabet yani şeker hastalığını da arttıran bir olaydır. Bu nedenle hastalığa yakalanmadan önlem almak büyük önem taşır.
Türkiye Metabolik Sendrom Araştırma Grubu’nun (METSAR) yaptığı çalışmaya göre ülkemizde kentsel yerleşimlerde metabolik sendrom sıklığı ortalama % 33,8 olarak bulunmuştur.
METSAR’ın verilerine göre Türkiye’de 20 yaş üstü nüfusunu yaklaşık 1/3’ü metabolik sendromludur. Bu sonuç ne yazık ki Avrupa ve ABD verileriyle hemen hemen aynı sonuçları göstermektedir.
Yine METSAR araştırmasındaki diğer önemli bir sonuç kadın nüfusu erkek nüfusuna oranla daha fazla risk altındadır. Türkiye geneli ortalaması metabolik sendroma yakalanma sıklığı oranı erkeklerde % 28,8 iken, kadınlarda % 41,1 olarak belirlenmiştir.
Hastalığın birçok belirtisi vardır. Bunlar;
Bel çevresinde genişleme
Kadın için 88 cm üstü
Erkek için 102 cm üstü
Bu değerler yeni kriterlere göre kadın için >80 cm, erkek içinse >94 cm şeklinde değiştirilmiştir.
Yüksek tansiyon
İstenilen değer 130/85 mmHg
Yüksek kolesterol
<200 mg/dL normal ve/veya olması istenen
200- 239 mg/dL sınırda ve yüksek
> 240 mg/dL yüksek
İyi kolesterolün düşük olması (HDL kolesterol)
> 40 mg/dL ERKEK için istenen HDL kolesterol (iyi kolesterol) değeri
> 50 mg/dL KADIN için istenen HDL kolesterol (iyi kolesterol) değeri
Kötü kolesterolün yüksek olması (LDL kolesterol)
<100 mg/dL LDL kolesterol (kötü kolesterol) için istenen değer
Trigliserid
>/ = 150 mg/dL
Açlık kan şekeri
>110 mg/dL
Belirtilen risk faktörlerinden en az üçünün varlığı Metabolik Sendrom olarak tanımlanabilir. Metabolik Sendromın yol açtığı çok sayıda hastalık vardır. Bunlardan en önemli olanları;
- Kronik kalp rahatsızlıkları
- Diyabet (şeker hastalığı)
- Obezite olarak sınıflandırılabilinir.
Metabolik Sendromu nasıl önleyebiliriz???
- Metabolik Sendromun önlenebilmesindeki tek ve en önemli yol “Yaşam Tarzı Değişikliği”dir.
- Obezite Tedavisi
- Fiziksel akivite
- Doğru beslenme
Metabolik Sendromda Beslenme Yaklaşımı
YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİĞİ (YTD) DİYETİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ
| Besin Öğeleri | Önerilen Miktarlar |
| Toplam enerji | İdeal vücut ağırlığı/ ağırlık kazanımını önlemek |
| Protein | Toplam enerjinin % 12- 15 |
| Karbonhidrat | Toplam enerjinin % 50- 60 |
| Toplam yağ | Toplam enerjinin % 20- 30 |
| Doymuş yağ asitleri | Toplam enerjinin % 7 |
| Çoklu doymamış yağ asitleri | Toplam enerjinin % 10 |
| Tekli doymamış yağ asitleri | Toplam enerjinin % 20 |
| Posa | 25- 30 gram/ gün |
Ağırlık kaybı sağlama programlarında hedef ideal vücut ağırlığına ulaşmaktan çok o sıradaki vücut ağırlığının % 5- 10’unun 3- 6 ay içerisinde azaltılması esasına dayanmalıdır.
Fiziksel olarak aktif olmakta yine bu sendromun önlenmesinde büyük rol alır.
Haftada en az 3 gün ortalama 40 dakika yapılan fiziksel aktivite kilo kontrolüne destek olacak ve metabolik sendroma karşı koruyucu etki yaratacaktır. Ayrıca orta tempoda yapılan egzersiz HDL kolesterolünde önemli bir artışa neden olur.
Stres artık yaşamımızın bir parçası oldu. Ama yoğun stresli ortamlardan uzak durmak koruyucu etki yaratacaktır.
Ayrıca her yıl düzenli olarak sağlık muayenesi yaptırmak yine koruyucu etkisinden dolayı önemlidir.
20/11/2008 | Kategori: Hastaliklara Gore Beslenme | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Karaciğer Yağlanması
Tıp dilinde hepatosteatoz olarak adlandırılan ‘karaciğer yağlanması’ karaciğer hücrelerinde aşırı yağ birikmesi anlamına gelir. Günümüzde yetişkin her dört kişiden birinde görülmeye başlamış bir hastalıktır. Karaciğerin, çeşitli nedenlerle zedelenmeye karşı göstermiş olduğu bir tepkidir. Karaciğer yağlanmasının birçok sebebi ve bu sebeplere bağlı olarak birçok sınıflaması vardır.
Daha kolay anlaşılabilmesi açısından bunları üç grup altında toplayabiliriz:
- Alkole bağlı karaciğer yağlanması
- İlaçlara ve hastalıklara bağlı karaciğer yağlanması
- Yaşam şekline ve beslenmeye bağlı olarak gelişen karaciğer yağlanmaları
Karaciğer yağlanması olan bir bireyin dikkat etmesi gerekenler:
- Yapılabilecek en önemli şey özellikle beslenme şeklini değiştirmek olacaktır.
- Alkol tüketilmemelidir.
- Eğer var ise fazla kilolar verilmelidir.
- Karaciğerin yükünü azaltmak için doğal besinler tercih edilmelidir, katkı maddelerinden uzak durulmalıdır
- Hayvansal yağlardan uzak durulmalıdır.(tereyağı, içyağı gibi)
- Sebze ve meyve gibi lifli besinlerin tüketimi arttırılmalıdır, özellikle enginar tercih edilmelidir
- Şarküteri ürünlerinden (sosis, salam, sucuk gibi) ve sakatatlardan uzak durulmalıdır.
- Yağlı etler ve kıyma, tavuk derisi, yumurta gibi yağlı besinlerin tüketimi azaltılmalıdır.
- Kuruyemişlerin aşırı tüketiminden uzak durulmalıdır.
- Aşırı karbonhidrat ve şeker tüketimi azaltılmalıdır.
- Düzenli olarak spor yapmak hayatın bir parçası haline gelmelidir.
20/11/2008 | Kategori: Hastaliklara Gore Beslenme | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Böbrek Hastalıkları ve Beslenme
Böbrek vücutta oluşan atıkların atılmasından sorumlu olan organlarımızdan birisidir. Böbreğin süzme işlevinde gelişen bozulma ve bu bozulmanın sonucunda kanda üre düzeyinin yükselmesi böbrek hastalığı olarak tanımlanır.
Böbrek fonksiyonlarındaki bozulma yapılan kan ve idrar tetkikleri ile belirlenir. Böbrek yetmezliği tanısı, böbrek boyutlarının ölçülmesi ve böbrek yetmezliğine neden olan durumun saptanması ile konulur.
Böbreklerde geçmiş dönemde oluşan hasar, böbrek yetmezliği oluşana kadar hiçbir belirti vermeden gelişebilir.
Böbrek hastalıklarının çoğunlukla karşılaşılan nedenleri ve belirtileri bilindiği takdirde sağlık uzmanlarından yardım alınarak ileri dönemde böbrek yetmezliği engellenebilir.
Çok küçük yaşlardan itibaren dikkatli olunması gerekir. Örneğin çocukluk döneminde oluşan boğaz enfeksiyonları uygun biçimde tedavi edilmelidir.
Diyabet ve yüksek tansiyonu (hipertansiyon) olan kişiler mutlaka takip edilmeli, tedavileri yapılmalı ve her sene rutin olarak sağlık kontrollerini gerçekleştirmelilerdir.
Genetik yatkınlıktan dolayı ailede böbrek yetmezliği olan kişilerin varlığında riskin artacağı bilinmelidir.
BÖBREK HASTALIKLARI VE BESLENME
Yediğimiz besinlerin metabolizması sırasında ortaya çıkan artık maddeler, büyük oranda böbreklerimiz tarafından atılırlar. Böbreklerde süzme işleminin aksadığı hastalıklarda, besinlerimize özellikle dikkat etmemiz gerekmektedir. Aldığımız besinler vücudumuza metabolik yönden belirli bir yük getirmektedirler.
Böbrek hastalıklarında diyetin kişiye özel planlanması çok önemlidir kişinin yaşı, boy uzunluğui, htiyacı olan protein miktarı, vücut ağırlığı ve böbrek fonksiyon durumuna göre büyük farklılıklar gösterebilir ancak genel olarak
- Böbreğe yük yaratacak aşırı süt, yumurta, et grubu ürün tüketimi
- İçeriği bilinmeyen katkı maddesi olan yiyecekler
- Konserve, turşu, salamura, sucuk, pastırma, sosis
- Sakatatlar
- Tuz ve tuzlu yiyecekler
- Kuruyemişler, kurutulmuş meyveler
- Çikolata
- Et suyu
- Meşrubatlar, kahve, kakao, boza, nescafe
- Tahin, pekmez, tahin helvası
- Muz, kavun
- Kurubaklagiller, bulgur, mısır
- Tarhana
- Patates
gibi besinlerde sınırlama yapmak gerekebilir
Öneriler:
- Böbrek hasataları sırnılı beslenmek durumunda kaldıkları için pişirme sırasında yiyeceklerin besin öğeleri özelliğini yitirmemeleri gerekmektedir.
- Kızartma yöntemi ile pişirme yerine haşlama yöntemi uygulanması daha yararlıdır.
- Potasyum sınırlaması var ise sebzeler pişirilirken ilk haşlama suları dökülür. Böylece potasyum alımı azaltılmış olmaktadır.
- Besinlerin kolay sindirilebilecek şekilde pişirilmeleri gerekir.
20/11/2008 | Kategori: Hastaliklara Gore Beslenme | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Yüksek Tansiyon (Hipertansiyon) ve Beslenme
![]() | ![]() |
Kan dolaşımının sağlanması için bir basınç gereklidir. Bu basıncın normalden fazla olmasına yüksek yani hipertansiyon (HT) denir.
Hipertansiyon felç, böbrek hastalıkları ve koroner kalp hastalıkları için önemli risk faktörüdür. Hipertansiyonlu kişilerin koroner kalp hastalığına yakalanma olasılığı normal tansiyonlulardan 3- 4 kat, felç geçirmesi 7 kat daha fazladır.
Kan basıncında meydana gelen 10 mmHg artış koroner kalp hastalığını % 30 oranında arttırır.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre
Sistolik Kan Basıncı Diastolik Kan Basıncı
140 mmHg 90 mmHg ve altında NORMAL
141- 159 mmHg 91- 94 mmHg SINIRDA VE HAFİF HT
160 mmHg 95 mmHg veya üstünde HİPERTANSİYON
olarak sınıflandırılmaktadır.
Türk Kardiyoloji Derneği tarafından desteklenen TEKHARF ve Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Dernekleri tarafından 2003 senesinde yapılan araştırma sonuçlarına göre
- Türkiye’de hipertansiyon görülme sıklığı yaklaşık % 31,8.
- Ülkemizde yetişkin her üç kişiden biri ortalama 15 milyon kişi hipertansiyon hastası.
- Hipertansiyon olduğu belirtilen kişilerin % 62’si hipertansiyon hastası
Kan basinci belirli besin öğelerinin alımıyla etkilenir. Bu nedenle yeterli ve dengeli beslenme sağlanmalıdır.
- Hipertansiyon tedavisinde vücut ağırlığı mutlaka istenilen seviyeye gelmelidir.
- Ailede hipertansiyon öyküsü varsa Beden Kitle İndeksi( BKI) mutlaka normal aralıklarda tutulmalıdır.
- Dengeli bir diyet ve düzenli fiziksel aktivite ile BKI normal aralıklarda tutulduğunda kan basıncında düzelme görülebilir.
- Alkol alımı mutlaka sınırlandırılmalı. Kadınlar 1 kadehin, erkekler ise 2 kadehin üstüne çıkmamalı ve bu alımı haftada sadece 3- 4 gün olacak şekilde ayarlamalıdırlar.
- Sodyum alımı 1,5- 2,5 g arasında (4- 6 g tuz) tutulmalıdır. Bu alımı sağlayabilmek için yemeklere tuz ilave edilmemeli, gerekirse tuzsuz ekmek kullanılmalıdır.
- Yemeklerde potasyumdan zengin nane, maydanoz, kekik, dereotu, limon suyu, soğan gibi lezzet verici besinler kullanılabilir.
- Sarımsak kullanımı hipertansiyonlu bireylerde tavsiye edilir. Kalsiyum alımını da güçlendirmek için sarımsaklı yoğurt tüketebilirsiniz.
- Doymuş yağ asitlerini çok içeren tereyağı, sade yağ, iç yağ ve katı margarin kullanılmamalıdır.
- Yeşil yapraklı sebzeler mutlaka beslenme programında yer almalıdır.
- Düzenli fiziksel aktivite tüm hastalıkların önlenmesinde olduğu gibi hipertansiyon tedavisinde de önem taşır. Bu nedenle haftada en az 3 gün olmak üzere orta tempolu egzersiz yapmak büyük önem taşır.
- Haftada en az 2 kez balık tüketmek veya balık yağı suplemanı kullanmak kan basıncı denetiminde önemli görev alır.
- Paketlenmiş gıdalarda besin içeriğini karşılaştırmak için etiketlerine bakın, düşük yağ veya yağsız ibaresi olanları tercih edin.
- Çok şekerli yiyeceklerden uzak durun (pasta, dondurma, şerbetli tatlılar, meşrubatlar, meyve suları).
- Atıştırmalık olarak meyve, çiğ sebze, yağsız tuzsuz mısır patlağı tercih edin.
- Jambon, salam gibi işlenmiş şarküteri ürünlerini, salamura yiyecekleri (turşu, sebzeler, zeytin gibi), ve sosları (ketçap, hardal vb) kısıtlayın.
- Mineral ve lif gibi ek besin maddelerini alabilmek için tam tahıl içeren yiyecekleri tercih edin. Örneğin tam buğday ekmeği veya tam tahıllardan hazırlanmış gevrekleri tüketin.
20/11/2008 | Kategori: Hastaliklara Gore Beslenme | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Ülser ve Beslenme
Ülser; mide veya duedenumun (onikiparmak barsağı) mide asidi ve sindirim sıvıları (pepsin gibi) tarafından hasara uğraması sonucunda meydana gelen doku kaybı olarak adlandırılır.
Sinir sistemi bozukluğu, midede asit birikimi, zamanında ve iyi tedavi edilmeyen gastrit, karaciğerin yetersiz çalışması veya safra asidi azlığı, koroner arter hastalıkları, sindirilmesi zor olan yiyeceklerin aşırı derecede tüketilmesi, sigara, gereğinden fazla çay, kahve veya asitli içeceklerden içmek, alkol kullanmak veya birtakım ilaçların uzun süre kullanılması sonucunda mide ülseri oluşabilir.
Ülseri olan bir bireyin dikkat etmesi gerekenler:
- Ülserli bireylerin dinlenmeleri ve düzenli olarak uyumaları gerekmektedir.
- Alkol kullanmaları kesinlikle tavsiye edilmez
- Sigara içilmesi mide hareketlerini arttıracağından içilmemesi gerekir.
- Beslenme programı kesinlikle yeterli ve dengeli olmalı, yemek saatlerinde iki öğün arasındaki zaman farkı 2- 3 saati geçmemeli sık ama az yemek yeme bilinci kazanılmalıdır.
- Posa yönünden uygun tüketim mutlaka sağlanmalıdır. Çünkü ülser tedavisi için kullanılan ilaçlar kabızlığa neden olabilmektedir. 20- 30 gram posa alımı uygun tüketim miktarıdır.
- Antioksidan ve posa yönünden zengin olan sebze ve meyvelere diyette yer verilmesi gerekir.
- Acılı ve çok baharatlı besinlerin tüketilmesi en aza indirilmelidir.
- Tuzlanmış, salamura besinler gastrik mukozayı olumsuz etkileyebileceğinden normal oranlarda tüketilmeli, yemeklere ekstra tuz ilave etmekten kaçınılmalıdır.
- Asitli içecekler dikkatli tüketilmelidir.
- Kahve ve çay tüketimi normal sınırlarda tutulmalı. Kahve günde 1- 2 fincan, çay ise 3- 4 fincandan fazla tüketilmemelidir.
- Yağda kızartılmış etler, sucuk, pastırma, salam, sosis gibi şarküteri ürünlerini yemeniz kesinlikle tavsiye edilmez.
- Yemekleri çok sıcak veya çok soğuk yemeyiniz.
- Yemekleri yavaş yiyiniz ve çok iyi çiğneyiniz.
20/11/2008 | Kategori: Hastaliklara Gore Beslenme | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Gastrit ve Beslenme
Mide mukozasının iltihaplanmasıdır. İki türü bulunmaktadır; biri ani başlangıçlı olan akut gastrit, diğeri ise kronik gastrittir.
Aşağıdaki öneriler genel öneriler olup bireysel özellik ve beslenme alışkanlıklarına göre rahatsızlık vermediği durumda günlük diyete eklenebilir.
Gastriti olan bireyler için beslenme önerileri:
- Yemeklerinizi az az ve sık sık tüketmeye özen gösteriniz.
- Yemekleri çok sıcak veya çok soğuk yemeyiniz.
- Yemekleri yavaş yiyiniz ve çok iyi çiğneyiniz.
- Turp, salça, sirke, ketçap, hardal, zeytin, kuruyemişler, kurutulmuş meyveler tüketmeyiniz.
- Yemeklerdeki tüm besinler çiğden koyup, kavurmadan pişiriniz.
Tüketilmesi önerilmeyen yiyecek ve içecekler:
- Çay, kahve, kakao, hazır meyve suları, kolalı içecekler, limonata
- Yağda yapılmış yumurta, beyaz peynir, kaşar peyniri, dil peyniri ve gravyer peynir dışında kalan diğer peynirler
- Sıcak ve kepekli, esmer ekmekler
- Yağda kızartılmış, kavrulmuş etler, sucuk, pastırma gibi şarküteri ürünleri
- Yağda kızartılmış hamur işleri
- Ekşi yoğurtlar
- Ekşi kabuklu ve kumlu meyveler
- Bütün kuru baklagiller, bulgur, yarma
- Hazır çorbalar, et suyu ile yapılmış çorbalar, tarhana, domates çorbaları
- Taze fasulye, bezelye, ıspanak, kabak, semizotu, pazı, ebegümeci, patates, havuç dışında kalan diğer sebzeler ve kızartmalar tercih edilmemelidir.
- Sütlü tatlı, meyve kompostosu dışındaki diğer tatlılar, tahin, pekmez, tahin helvası, çikolata ve çikolatalı pastalar
20/11/2008 | Kategori: Hastaliklara Gore Beslenme | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı


