Bulimia Nervoza


Yazdır E-posta

ImageBulimia Nervoza’nın en belirgin özelliği tıkınırcasına yeme dönemleridir.  Bazı durumlarda kişi bu fazla yeme dönemlerini telafi etmek için kendini kusmaya zorlar; laksatif, diyüretik veya enema kullanır; kendini aç bırakır veya aşırı egzersiz yapar.  Bulimiası olan kişiler yeme ataklarını kontrol edemezler ve şişmanlamaktan aşırı derecede korkarlar. Bulimia depresyonla ve başka psikiyatrik hastalıklarla bağlantılıdır ve başka bir yeme bozukluğu olan anoreksiya nervozaya benzer belirtiler gösterir. Bulimiası olan kişilerin vücut ağırlıkları normal ve hatta normalin biraz üstünde olduğundan dolayı bu durumlarını uzun süre saklayabilirler.

Bulimianın belirtileri arasında genelde gizlice olmak üzere tıkınırcasına karbondhidrat açısından zengin yiyecekler yemek, suçluluk ve utanç duygularıyla yeme üzerinde kontrol kaybı, azalıp artan vücut ağırlığı, kabızlık, ishal, mide bulantısı, gaz, karın ağrısı, dehidrasyon, kusarken kanama, düzensiz adet kanamaları veya dönem dönem adet kanamalarında kesilme, diş minelerinde aşınma, ağız kokusu, boğazın tahriş olması veya iltihaplanması, kendini kusmaya zorlamaktan kaynaklanan el üstünde yaralar, özellikle yiyecek çalma eğilimi, depresyon, özellikle alkol olmak üzere madde kullanımı vardır. Bulimia Nervoza’nın iki tipi vardır. Çıkartma olan tip tıkınırcasına yeme dönemlerini telafi etmek için kusan veya laksatif, diüretik kullanımı olan kişilerdir. Çıkartma olmayan tip ise kilo alımını engellemek için aç kalmak veya aşırı egzersiz yapmak gibi yollara başvuran kişilerdir. Bu iki tip arasındaki çizgi genelde çok keskin değildir ve ikisi birbiriyle çakışabilir. Her iki tipte de belirtiler benzerdir. Diğer belirtiler arasında sürekli diyette olmak, ağrı hissedene veya rahatsız olana kadar yemek, tıkınırcasına yeme episodu sırasında normalden çok daha fazla yemek, saatlerce egzersiz yapmak, sürekli vücut şekli ve ağırlığı ile meşguliyet, aşırı olumsuz bir beden imajı, yemek sırasında ve sonrasında lavaboya gitmek ve yemek biriktirmek vardır.

Tıkınırcasına yeme episodları genelde yalnızken gerçekleşir. Örneğin kişi yalnızken evdeki bütün dolapları boşaltabilir veya tek başına sırayla çeşitli fast food restoranlara giderek buralardan aldıklarını arabada tek başına yiyebilir. Tıkınırcasına yeme episodu bitince çıkarma başlar. Bu kusmak için lavaboya gitmek veya saatlerce sürecek bir egzersiz için yürüyüş bandının üstüne çıkmak anlamına gelebilir.

Bulimiaya biyolojik, psikolojik ve sosyokültürel olmak üzere çeşitli faktörlerin neden olduğu düşünülmektedir.  Bulimia ölüm, anemi, kalp sorunları, diş çürümesi, adet kesilmesi, gastrointestinal sorunlar, kan değerlerinde değişiklikler gibi fiziksel komplikasyonlara yol açabileceğinden dolayı yukarıda bahsedilen belirtilerden şüpheleniliyorsa bir uzmana başvurulmalı ve bulimiası olan kişi uzman aracılığıyla hastalığa sebep olan faktörler üzerine çalışmalıdır. Fiziksel komplikasyonların yanı sıra bulimiası olan kişiler depresyon, anksiyete bozuklukları, intihar, madde ve alkol kötüye kullanımı, aşırı stres ve kendini yaralama davranışları gibi başka psikolojik sorunlarla da karşı karşıya kalabilirler.  Bulimiyanın tedavisinde multidisipliner bir yaklaşım önemlidir. Hem ilaç tedavisi için bir psikiyatriste danışılması, hem bir terapist ile psikoterapiye başlanması, hem olası fiziksel komplikasyonlar için bir doktor muayenesi  ve yönlendirmesi hem de sağlıklı beslenme konusunda yönlendirmede bulunacak bir diyetisyene başvurulması gerekir.

Uzm. Psk. T. Kazmirci

21/11/2008 | Kategori: Uzm_ Psk_ T_ Kazmirci | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Fazla Kilolu Olmak Baskısı


kilolu.jpgVücut ağırlığınız, sizi diğerlerinden biraz daha yuvarlak görünümlü hale getiren bir durumda bile olsa bu sizi zayıflama endüstrisinin bir hedefi haline getirebilir. Birden medyadaki bütün kilo vermeye dair reklamlar size yönelikmiş gibi gelmeye başlar. Fazla kilolarınız olması veya şişman olmanız konusundaki farkındalığınız bu reklamları her şeyden fazla görmenize neden olur. Toplum şişman olmanın normal bir durum olmadığını ve bunun hiç istenmeyen bir durum olduğunu net bir şekilde ifade etmiştir. Küçük çocuklar bile daha okul günlerinin başından itibaren arkadaşlarının alaylarına maruz kalırlar.

Zenciler, eşcinseller, farklı dinlere mensup kişiler ve başka azınlıklar zaman zaman toplumda ayırımcılıkla karşılaşırlar. Şişman insanların karşılaştığı ayırımcılık daha bile fazladır belki ama çok daha belirgin olmayan bir şekilde yapılır. Diğerlerine göre daha çekici ve zayıf olan kişilerin daha şişman olan birisi işe daha uygun olsa da işe alındıkları ispatlanmış bir gerçektir. Sosyal durumlarda insanlar kilolu kişilerden kaçınırlar.

Peki, ama bu sosyal baskının sonucu ne oluyor? Böyle baskı altında olmak kilolu insanlara yardımcı mı oluyor? Elbette ki hayır. Kilo almanın özellikle obezitenin temelinde genetik kalıtımın yanı sıra duygusal yemenin olduğu düşünülürse bu baskı kilo sorunu olan kişilere iyi etki yapmıyor. Kabul göremediklerinin farkında olarak hissettikleri olumsuz duygular onları daha çok yemeğe yönlendirebiliyor. Yedikçe daha çok kilo alıyor, suçluluk ve pişmanlık duygularına kapılıyor, toplumun baskısını daha çok hissediyorlar. Ve bu kırılması gittikçe zorlaşan bir kısır döngü halini alıyor. Başka bir seçenek ise bu baskı sonucu kilo sorunlarının sağlıksız diyetlerle giderilmeye çalışması. Bu sağlıksız diyetler “başarılı” olursa kişi sağlığını yitiriyor, kalp sorunları, böbrek sorunları, halsizlik, kan değerlerinde bozulmalar ortaya çıkıyor. Bir de bu sağlıksız diyetler sonucu hem sağlığın bozulması hem de verilen kiloların fazlasıyla geri alınması durumu var ki bu en kötüsü.

Son zamanlarda meydana gelen olaylar medyanın ve halkın ilgisini bir süre için de olsa bu konulara çekti. Peki ama bunun etkisi ne kadar sürecek? Muhtemelen uzun değil. Yeni zayıflama merkezleri açılacak, insanlar yine kilo vermek için çeşitli sağlıksız yöntemlere sarılacak ve belki yıllarca yeni medyatik ölümler olmadığı sürece bu konular konuşulmayacak. Kilo sorunu olanlar utanarak, çekinerek, dışlanarak, küçümsenerek yaşamaya devam edecekler. Bu konuda her iki tarafa da düşen şeyler var. Kilo sorunu olan kişiler kilolarından önce özgüvenleri üstüne çalışmalı, dış görünümleri yüzünden onları yargılayan kişilerin buna hakları olmadığının farkına varmalılar. Kimse kimseyi sadece bu konuda değil hiçbir konuda yargılama hakkına sahip değil. Özellikle “güzellik” öylesine göreceli ve zamana endeksli bir kavram ki! Osmanlı İmparatorluğu zamanında haremdeki kadınlara eritilmiş tereyağı içirildiğini unutmayın. Çünkü o zaman da yağlı ve kıvrımlı vücudu olan kadınlar “güzel” idi. Şimdi empoze edilen bu yeni imaja, öğretilmiş değerlere kanmamak gerekiyor. Kilolu kişilerle karşılaştığınızda neler düşündüğünüzü ve neler hissettiğinizi bir tartın. Ve bunu yaptığınızda en küçük bir olumsuzluk fark ediyorsanız nedenini anlamaya çalışın ama en önemlisi bunların davranışınıza yansıyıp yansımadığına dikkat edin. Unutmayın ki sizin farkına bile varmadığınız bir bakışınız, surat ifadeniz, imalı bir lafınız veya “iyi niyet” ile söylenmiş bir sözünüz karşınızdaki insanda çok derin bir etki bırakıyor olabilir. Obezite gittikçe yaygınlaşmakta olan bir sağlık sorunu ve bu konuda tüm topluma görev düşüyor. Bu sağlık sorununa bir de psikolojik boyut eklenmesin.


Uzm. Psk. T. Kazmirci

21/11/2008 | Kategori: Uzm_ Psk_ T_ Kazmirci | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Kötü İlişki Şişmanlatıyor


bosanma-kadin-erkek-evlilik1.jpgÖzel ilişkiler hayatımızı oluşturan ana unsurlardan birisi. Mutluluğumuz olduğu gibi mutsuzluğumuz da olabiliyorlar. Ve bildiğiniz gibi, mutsuz olunca ne oluyor? Kendimizi sık sık buzdolabının önünde buluyor, kilo alıyoruz. O zaman gelin ilişki sorunlarına ve bu sorunlarda çift terapisinin yerine yakından bir göz atalım.

Son yıllarda sorun yaşayan çiftlerin terapiste gitme sayısında bir artış olduğu bilinen bir gerçek. Peki ama bunun nedeni nedir? Bir kere ilk olarak genel anlamda terapiye gitme konusunda bilincin artmasından söz edebiliriz. İnsanlar gittikçe terapiye daha açık fikirli bir şekilde yaklaşıyorlar. Televizyondaki sağlık programları olsun, gazetelerdeki sağlık köşeleri olsun, filmler olsun medya sayesinde toplum çift terapisi konusunda bilgilenmeye başladı. Artık bir sorun yaşadıklarında böyle bir yola başvurabileceklerinden haberdarlar. Bunun yanı sıra özellikle evli çiftler söz konusu olunca boşanma oranının artışını da göz ardı etmemek gerekiyor. Sorunların boyutlar büyüdükçe ve ilişkiler kopma noktasına geldikçe haliyle yardım arayışı da daha fazla oluyor. Peki ama sorunlar mı arttı, yoksa bunlardan daha çok mu bahsedilir oldu? Her ikisi de söz konusu aslında. Eskiden de bütün ilişkiler mutlu bir şekilde olmasa da bir şekilde yürütülüyordu. Ancak kol kırılır yen içinde kalır misali bu sorunlardan asla bahsedilmiyordu. Evde olanları dışarıdan biriyle paylaşmak ayıptı. Yani bir yanda zaten var olan sorunların daha çok dile getiriliyor olması var.  Eskiden bunlar kimseyle paylaşılmazken geceler yatakla buzdolabının arasında mekik dokuyarak geçerdi belki de. Gündüzleri özellikle çalışmayan kadınlar eşlerinin de ortalıkta olmaması sayesinde pasta, böreklere sığınırlardı. Sorunları içine atmanın, paylaşmamanın sağlıklı beslenmenin en büyük düşmanlarından biri olduğunu biliyorsunuz.

Bunların yanı sıra ilişkiden beklentilerin ve tahammülsüzlüğün artmasının da payı büyük. Eskiden okula gidilir, evlenilir, çocuk sahibi olunurdu; hayatın gidişatı bu şekildeydi. Böyle olunca da insanın eşinden beklentisi iyi bir insan, iyi bir eş ve iyi bir anne veya baba olmasıydı. Oysa şimdi herkesin nasıl biriyle olmak istediğine dair, kendisine nasıl davranılması gerektiğine dair çok daha belirgin kriterleri var. Ve kadınların ekonomik özgürlüklerini kazanmaya başlaması bir yandan, seçeneklerin artması ve daha rahat bir hayat yaşanıyor olması bir yandan tahammülü azaltır oldu. Artık eskisi kadar alttan almıyor eşler birbirlerini. İşte bütün bunlar bir araya gelince çift terapisine başvurunun artması da gayet doğal bir sonuç esasında.

Pek çok çiftin terapiye başvurduklarında sordukları ilk sorulardan biri terapinin ne kadar süreceği. Ne yazık ki bunun kesin bir cevabı. Bu çiftten çifte değişen bir süreç.  Çeşitli yaklaşımlara göre farklılık gösterebilir. Ama en azından altı seans gerektiğini de bilmek gerekir. Bu süre karşılıklı birbirini tanımak ve bir değişim başlatabilmek için mutlaka gerekli. Bazen de tek tek görüşme talebi gelebiliyor eşlerden. Bunun çift terapisinde her zaman sağlıklı sonuç vermeyeceğini bilmek gerekir. Çünkü terapistin her iki tarafa da eşit mesafede durabilmesi, tarafsızlığını koruması çok önemlidir. Tek görüşmelerde istemsiz de olsa bir kendi tarafına çekme çabası olabileceğinden dolayı bundan olabildiğince kaçınılır. Bu tarafsızlık konusu özellikle erkeklerin terapiye başlaması safhasında önemle vurgulanmalıdır. Çünkü pek çok erkek terapiyi azarlanacakları, yanlışlarının yüzlerine vurulacağı, ne yapıp ne yapmamalarının söyleneceği, yargılanacakları bir yer olarak görürler ve bu nedenle gelmek istemezler. Özellikle de terapist kadınsa bu önyargıları daha da güçlenir. Oysa onlara terapinin amacının çiftin kendi doğrularını ve çözümlerine bulmalarına yardımcı olmak olduğu anlatılmalıdır. Terapist her zaman tarafsız ve objektif bir şekilde ayna tutar çifte. Bu konu boşanma kararları konusunda terapistten onay almaya gelen çiftler için de önemlidir. Bir terapist asla yönlendirmede bulunmaz. Kimse kimseye “ilişkini sürdür” veya “ayrıl” diyemez. Uzmanın gözünde iyi ve doğru olan çift için her zaman doğru ve iyi olmayabilir. Terapiye doğru hedeflerle gitmek önemlidir, aksi takdirde beklentiler karşılanmaz ve hayalkırıklığı yaşanır.


Uzman Psk. T. Kazmirci

21/11/2008 | Kategori: Uzm_ Psk_ T_ Kazmirci | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı