Ağız Kokusu ve Besinler ile Çözüm Yolları
Kötü ağız kokusunun tıptaki adı halitosisdir. Bazen bu konuda başınız derde girmiş olabilir. Ağız kokusu genelde kişinin çevresindekileri, bazen de kendisini rahatsız eden bir durumdur. Kişinin yedikleri ve içtikleriyle çok yakından ilişkilidir.
Bazı hastalıklar nedeniyle oluşan ağız kokularının haricinde yeme alışkanlıkları ve yeterli ağız hijyeni sağlanamaması dolayısıyla da meydana gelebilmektedir. Sindirim sistemindeki problemler ve kabızlık da ağız kokusuna neden olabilmektedir.
Kötü ağız kokusunun en önemli 3 nedenini şöyle sıralayabiliriz.
- Yiyecekler ve içecekler; özellikle sarımsak, soğan, peynir, aşırı yumurta, deniz ürünleri ve portakal suyu tüketimi
- Ağız hijyenin yeteri kadar sağlanmaması, dişlerin yeterli fırçalanmaması ve diş ipi kullanılmaması, diş çürükleri veya apseler, dişler arasında kalmış olan besin artıkları, tartar, diş eti iltihapları
- Sigara ve alkol kullanımı
Ağızda yeterli hijyen sağlanamadığı durumlarda kötü ağız kokusu ortaya çıkar. Özellikle ağzınızda yiyecek kalıntıları kaldıysa, bu yiyecekler çürür, nefesiniz kokmaya başlar ayrıca kalan bu parçalar bakterileri oluşmasına ortam sağlar ve kokuyu arttırır. Dişlerin arasında sıkışmış partikülleri temizlemek için günde mutlaka bir kez dişler diş ipiyle temizlenmelidir.
Ağızda meydana gelen problemler, burun ve sinüs, akciğer veya mide ve sindirim sistemi kaynaklı olabilir. Sinüsleri ve burun tıkanıklığını açıcı baharatlardan özellikle zencefil, tarçın, hardal, yaban turbu yenilebilir. Ayrıca bir kase sıcak su içine 5-6 damla okaliptüs yağı koyup bu keskin ve yakıcı buharı içinize çekmenizde işinize yarayabilir.
Kronik göğüs enfeksiyonlarında tıbbi bir tedaviye ihtiyaç duyulur ancak korunmak için sigara içilmemesi ve havuç, brokoli, ıspanak ve narenciyeler gibi beta karoten ve C vitamininden zengin besinler tüketilmesi de akciğer dokularını korumaya yardımcı olur.
Kabızlık, ülser ve hazımsızlık da kötü ağız kokusunu tetikler. Nanenin kendisini veya naneli sakız çiğnemek hazımsızlık için işe yarayabilir. Kabızlık durumunda en iyi yöntem ise lif ve su alımını arttırmak olacaktır. Kabızlığın önüne geçebilmek için beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmekler tercih edilmeli ve daha fazla su içmelidir. Eğer kötü ağız kokusu sorununuza bir türlü çözüm bulamıyorsanız mutlaka bir diş hekimine ya da kulak-burun-boğaz uzmanına görünmelidir. Lütfen bunu atlamayın çünkü neden ciddi olabilir.
Ağız kokusundan siz de şikayetçiyseniz bunları bol miktarda tüketin!!!
- Elma, çilek gibi meyveler ile nane, kereviz gibi sebzeler ağız kokusunda tüketilebilir.
- Maydanoz çok iyi bir nefes temizleyicidir. Bu nedenle ince bir dal çiğnemek inanılmaz etkiler yaratabilir.
- Bazı doğal otlar ve baharatlarda doğal nefes tazeleyicilerdir. Karanfil, zencefil, çörekotu ve anason çiğnenebilir.
- Probiyotik içerikli ürünler tercih edilmelidir.
- Lif ve su oranı yüksek olan besinler özellikle çiğ sebzeler, elma ve armut diş etlerine masaj yapıp sağlıklı kalmalarına yardımcı olur.
- Sinüzit için zencefil, tarçın, hardal, yaban turbu yenilebilir.
- Tam tahıl ürünleri ve su tüketimi kabızlığı engeller.
- Beta karoten ve C vitamininden zengin havuç, brokoli, ıspanak ve narenciyeler (portakal, mandalina, greyfurt ve limon) enfeksiyonlardan korur.
Tüketimini azaltın!!!
- Diş ve diş eti sağlığı, plaklardan korunmak için şeker, tatlılar, şekerli içecekler, kek ve bisküviler azaltılmalıdır.
- Sarımsak, soğan gibi kükürtlü besinler
- Alkol ve tüm tütün ürünleri.
- Salam, sucuk, pastırma.
- Rokfor gibi çok kokulu bazı peynirler.
ÖNERİLER
- Yemeklerden sonra dereotu veya kahve taneleri çiğneyerek, portakal veya limon kabuğu emerek yemek kokuları giderilebilir.
- Nefesteki sarımsak ve alkol kokusunu gidermek için, kimyon ve kakule tohumlarını da çiğnemekte fayda vardır.
- Ağızdaki mekanik parçalanma çok önemlidir böylece tüketilen besinler ile tükürük salgısı iyice karışır ve ağızda yemek parçası kalma olasılığı azalır.
- Sakız çiğnemek tükürük miktarını ve akışkanlığını artırarak, dil üstünde ve ağızda bakterilerin yerleşmesini kısmen engeller.
- Yapılan bir çalışma yoğurdun içinde bulunan bakterilerin, ağızda kötü kokuya neden olan kükürtlü bileşikleri azalttığını göstermiştir.
- Kahve ve bira yerine su veya meyve suyu içmek nefesi daha ferah tutacaktır.
- Günde 2 kez dişler ve dil üstü fırçalanmalıdır. Böylece yenilen yemeklerle ilişkilendirilen kokuları uzaklaştırır. Eğer yemek yedikten sonra yanınızda diş fırçanız ve macununuz yoksa en azından suyla ağız iyice çalkalanmalıdır. Çünkü plaklar bakterilerin yaşaması için en verimli yerlerdir ve nefesinizin kötü kokmasını tetikler.
- Sodyum bikarbonatlı diş macunları ve sakızlar, uçucu kükürt bileşiklerini uçucu olmayan bileşikler haline dönüştürüp kötü kokuyu ortadan kaldırırlar.
- Eğer hızlı bir şekilde ferah bir nefese ihtiyacınız varsa ağız gargarasıyla ağzınızı çalkalamak iyi bir fikirdir ancak etkisinin 20 dakika süreceğini unutulmamalıdır.
Son olarak yılda 2 kez düzenli olarak diş hekimine gidilip kontroller yaptırılmalı ve dişler temizletilmelidir
Dikkat!!! Bazen ağız kokusu, tıbbi teşhiste bir anahtar olabilir.
Eğer ağzınızda;
- Aseton kokusu varsa diabetik koma
- Amonyak kokusu varsa üremi (böbrek yetmezliğine bağlı gelişen bir durum)
- Balık kokusu varsa karaciğer yetmezliği göstergesi olabilir.
Sağlıklı ve mutlu günler diliyorum…
Dyt. Gamze Şanlı
21/11/2008 | Kategori: Dyt_ Gamze Sanli | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Okulda Başarı ve Beslenme
Okullar yakında açılıyor ve heyecan yeniden başlıyor. Bu dönemde anne babaların en büyük problemi kahvaltı etmeyi reddeden çocuk. Sabah kahvaltısının, çocukların gelişiminde ÇOK ÖNEMLİ rolü var çünkü akşam yemeği ile kahvaltı arasında yaklaşık 8-12 saatlik bir aralık bulunmaktadır. Açlık sonrası vücudun gereksinimi olan enerjiyi sağlayan ilk öğün ise sabah kahvaltısıdır. Araştırmalara göre güne farklı gruplardan besinler içeren kahvaltıyla başlayan çocukların okul başarısı artmaktadır. Kahvaltı, öğrenmeyi olumlu yönde etkiler, çocuklar daha başarılı olurlar, problemleri daha kolay çözer, derse daha iyi konsantre olurlar, daha geç yorgunluk hissi oluşur ve kas işlevleri daha iyidir. Aynı zamanda kahvaltı eden çocuklarda şişmanlık görülme oranı daha azdır. Kahvaltı yapılmadığı durumlarda derse devam azalabilir. Kahvaltı yapmamanın sonucu oluşan karın ağrıları veya şiddetli açlık ağrıları ise şikayetlerin başında gelmektedir. Üniversite döneminde çocuklar üzerine yaptığımız çalışmalarda gözüme çarpan en önemli nokta; çocukların henüz daha sıralarla tanışmaya başladıkları dönemden itibaren kahvaltı öğününü atladıkları ve diğer öğünlerde de dengesiz beslendikleri idi. Bu nedenle sizde çocuklarınıza yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığını kazandırmak istiyorsanız aşağıdaki stratejileri uygulayabilirsiniz.
- Beslenme bilgisini kazanabilmeleri için onlara yol gösterebilir hatta bu konuda okul yönetiminden ek ders için talepte de bulunabilirsiniz. Okullarda, beslenme eğitimi ve rehberliğinin verilmesi, besinlerin öneminin anlatılması, beslenme ile büyüme ve sağlık arasındaki ilişkilerin örneklerle işlenmesi öğrenmesinde kolaylık sağlayacaktır.
- Aile, her çocuğun hayatında çok önemli bir unsurdur. Çocuklar her zaman için anne ve babalarını örnek alırlar. Bu nedenle çocuğunuza sağlıklı ve dengeli beslenmeyi öğretmek istiyorsanız işe ilk önce kendinizden başlamanız gerektiğini de unutmayın.
- Eğer çocuğunuza okulda kahvaltı veriliyor ise öğretmenlerin denetiminde bu önemli öğün düzenli tüketmesi sağlanmalı, zorlama ve cezalandırma yapılmamalıdır.
- Çocuğunuza ara öğün alışkanlığı kazandırın. Bu öğünlerde hazır kek, kurabiye, börek, meyve suyu gibi besinler yerine sağlıklı sandviç, süt, ayran, taze/kuru meyve, sebze çubukları gibi alternatifler sunabilirsiniz.
- Okulda yemek veriliyorsa okul yönetiminden menüleri isteyip, düzenli olarak takip ederek, çocuğunuzu seçimler konusunda bilgilendirin. Çocukların eksik besin alımını engellemek için menülerin bir diyetisyen tarafından düzenlenip düzenlenmediğini sorgulayın. Ayrıca evdeki akşam yemeğini okulda tüketmediği grupları tamamlayacak şekilde hazırlayabilirsiniz.
- Eğitim-öğretim süresi uzun ve okulda öğlen yemeği verilemiyor ise, ara öğününün miktarını arttırarak öğle yemeği şeklinde tüketmesini sağlayabilirsiniz.
- Okul yönetimi, kantinleri ve çevrede yiyecek ve içecek satışı yapan yerleri denetlemelidir. Kantinlerde yeterli ve dengeli beslenmeye yönelik meyve, ayran, sağlıklı sandviçler gibi yiyecek ve içeceklerin satılmasını sağlanmalıdır.
- Sevmediği ve tüketmeyi reddettiği bir besin grubu varsa farklı şekillerde sunup tekrar deneyin. Gerektiği durumda diyetisyene danışıp, yerine alternatif olarak ne verebileceğinizle ilgili yardım alabilirsiniz.
- Sağlıklı beslenmeyi öğrenme konusunda onunla aranızda eğlenceli ‘5 parmak oyunu’nu geliştirin. Her bir parmağı farklı bir besin grubu olarak adlandırın ve çocuğunuza gün içinde tükettiği besin gruplarını saymasını sağlayın böylece eksik olan grupları tamamlamanız kolaylaşacaktır.
- Evde cips, çikolata, bisküvi, gazlı içecekler, hazır meyve suları bulundurmayın ancak baskıcı davranmamaya çalışın yoksa uyarınız bu yiyeceklerin çekicilikleri arttırmaktan başka bir işe yaramaz bu besinleri sağlıklı alternatifler ile dengelemeyi önerin
- Çocuklar mutfağa girip yardım etmekten hoşlanır. Çocuklarınızdan ara ve ana öğünleri hazırlamak için yardım isteyin, onları yüreklendirin. Böylece yemekleri daha kolay ve severek yediklerini göreceksiniz.
- Dışarıda yemeyi seviyorsa hamburgerin yanında patates kızartması ve kola yerine ayran ve salata isteyerek daha sağlıklı bir öğün oluşturmayı teklif edin veya hamburger-patates yediği günün diğer öğünlerinde sebze ve meyveyi arttırması gerektiğin anlatın
- Planlı ve programlı yaşamanın önemini mutlaka öğretin. Çocuklarınıza çalışma, uyuma, yemek yeme, oyun oynama gibi işler için zamanını dengeli kullanma alışkanlığını bu dönemde kazandırabilirsiniz.
Çocuklarınızın düzenli, yeterli ve dengeli öğünler tüketmesini sağlayarak, sağlıklı nesillerin gelişimi için katkıda bulunabileceğinizi lütfen unutmayın…
Dyt. Gamze Şanlı
21/11/2008 | Kategori: Dyt_ Gamze Sanli | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Gözlerinize İyi Bakın!
Sağlıklı ve iyi gören gözler için yeterli ve dengeli beslenme önemlidir. Gözlerimiz günlük aktivitelerimizde en çok ihtiyaç duyduğumuz organımız. Fakat ilerleyen yaş ile beraber göz sağlığımız bozulabiliyor. Yetersiz ve dengesiz beslenme, stres, genel kirlilik göz sağlığımızı tehdit ettiği gibi, göz yapısının dejenerasyonunu da hızlandırıyor. Peki ya göz sağlığımızı besinler yoluyla nasıl koruyabiliriz? Yapılan son çalışmalara göre antioksidan besinlerin ve bioflavanoidlerin, görme kaybı ve yaşa bağlı olarak oluşan diğer dejeneratif problemlerdeki rolü gittikçe daha da açıklık kazanmaktadır. Vücudumuzda enerji üreten tüm hücreler düzenli olarak oksijene ihtiyaç duyarlar. Diğer yandan oksijen vücut hücrelerinde yandığı anda serbest radikaller oluşur. Serbest radikaller vücut hücrelerinde ve dokularda hasara neden olurlar. Aynı zamanda yaşla birlikte de vücudumuzdaki serbest radikal miktarında artış yaşanır. Serbest radikaller, gözlerde radyasyona maruz kalınmış gibi etki yaratır, katarakt ve maküler dejenerasyona sebep olabilir. Antioksidanlar ise vücudumuzdaki serbest radikallere karşı savaşır. C, E vitamini ve beta karoten, serbest radikalleri etkisiz hale getirir. Konjonktivite Göz Sağlığı için Bol Miktarda Tüketin!!! | |
21/11/2008 | Kategori: Dyt_ Gamze Sanli | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

